BLOGGER TEMPLATES - TWITTER BACKGROUNDS »

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Çıplak

Share

iki çıplak yara
iki çıplak düşman
şimdi karşı karşıya
artık herşey olabilir
artık bütün dünya karanlık imkan
geç geçebilirsen ruhum
bir daha buralardan

aşktaki düşmanlık değil
düşmanlıktaki aşk
onları şimdi birbirinden ayıran
ruh ölür, beden unutur
av kurtulur kendine kurduğu
mazinin tuzağından

kendinin sonuna geldi mi
yeniden görür insan
çıplak hüküm, acı özgürlük!
kana karışan aşk zamana intikamla sızar
bilirim, çok geçtim buralardan
benim zaferim ayrıldıktan sonra başlar

aşkta zafer olmadığını anlayana kadar

Murathan Mungan

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Mıh

Share

I

Kalbimden ayağınaydı yolum,
Gördüm, hep seni gördüm.
Kara gecede, kara uykuda yürüdüm.
Bomboştu her şey, elimde bir dünya tarağı
Gök ağlıyordu, ben zülfünü ördüm.

Kubbem yok ki benim, bir tepsinin kenarında uykum
Dönersem, aşağ'sı çok yüksek
Düşeceğim nasılsa gördüm.
Dünya beni sarmazdı sarmalamazdı döndüm.
Gök ağlıyordu, ben zülfünü ördüm.

II

Kalbimin günbatısı, bu buz kesiği
bendeki lal, bu bendeki mıh,
söktüm senindir, sana bağışladım
ağaran saçımı, senindir, al.

Birhan Keskin

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Share

sen müzmin bir "muhacir"

ben "gurbet"e aşina
bu yüzden mi hala durur
kalplerimizin arasında "sıla"

refik durbaş

9 Mayıs 2010 Pazar

Haziran

Share

Aşktır, yırtıldı yırtılacak bir anı gibi
eski sesli haziranın tam ortasından,
tam duyuldu duyulacak derken yalnızlığın
sesi aşktır, açılır bir şiirin her yerinde:
– Yalnızlık kokuyorsun demiş miydi Edip Bey,
öyleyse haziran kokuyorsun demiştir bir de
şunu: Bir anıya bir başka anıdan ne
kalır, elbet aşkın ortasında haziran kalır!
Bir yazı bile şurda-burda birlikte
tamamlamadan henüz, bir yaz daha
çıkarma telaşından sakın! Ne haziran
kalır geriye ne o adamla kadın!
Şimdiden teşekkürler bir anıyı böyle
dayanıklı kılan iyiliğine, aşkın
ve haziranın trenini kaçırma, ocakta
ateşçisi ol ve öv onu, hızlı geçen
şubatta yavaşlığına bak kırların, martta
makas değiştir, istasyonda bekleyen çocuğu
benim için öp, o senin çocukluğun!
Mayısı havalandır, sonrası hazirandır…

Hazirandır, yalnızlık gibi aşkın ortasındadır

Haydar Ergülen

Kuşlar Mıdır Onlar?

Share

Buradan
Bu külrengi düzenden uzakta
Fenikeli martılar olmalı
Sevişen,
Sevişmeyi düşünmeden.

Cevat Çapan

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Elde Var Hüzün

Share

söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün

o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam âşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün

Attila İlhan

Gökkuşağından Darağacı

Share

Şimdi'nin bedeni yok,
Yontuyor geçmiş bilgisiyle
gelecek belki olur diye taşı,
taşını kokluyor
yontu dağılıyor...


Şimdi'si yitik
bundan boyuyor
boyuyor evine aldığı
ağacın üzerine tüneyip
duvarını, tavanını, geçmişi
ve geleceği ve her yanını;
dal kırılıyor...


Şimdi'si yitik
diziyor diziyor notalarını,
göğe ışık üzerine boncuklarını,
ucuza getiriyor varlığını
sonsuzun sessizliğiyle
sonlunun gürültüsü arasında,
O bitirince kıyısında gezindiği
yol çöküyor...

Şimdi'si yitik
bundan yazıyor
yazıyor enine boyuna
içini ve dışını ve yeri
ve göğü ve suyu,
bindiği kadırga
o inince batıyor



Nilgün Marmara

7 Mayıs 2010 Cuma

anadolu

Share

Beşikler vermişim Nuh'a    
Salıncaklar, hamaklar,   
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,    
Anadoluyum ben,    
Tanıyor musun ?     

Utanırım,    
Utanırım fıkaralıktan,    
Ele, güne karşı çıplak...    
Üşür fidelerim,    
Harmanım kesat.    
Kardeşliğin, çalışmanın,    
Beraberliğin,    
Atom güllerinin katmer açtığı,    
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,              
Kalmışım bir başıma,    
Bir başıma ve uzak.    

Biliyor musun ?     
Binlerce yıl sağılmışım,    
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar    
Nazlı, seher-sabah uykularımı    
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,    
Haraç salmışlar üstüme.    
Ne İskender takmışım,    
Ne şah ne sultan    
Göçüp gitmişler, gölgesiz!   
 
Selam etmişim dostuma    
Ve dayatmışım...    
Görüyor musun ?     
Nasıl severim bir bilsen.    
Köroğlu'yu,    
Karayılanı,    
Meçhul Askeri...    
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.    
Sonra kalem yazmaz,    
Bir nice sevda...    
Bir bilsen,    
Onlar beni nasıl severdi.    
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı    
Minareden, barikattan,    
Selvi dalından,    
Ölüme nasıl gülerdi.    
Bilmeni mutlak isterim,    
Duyuyor musun ?      
Öyle yıkma kendini,    
Öyle mahzun, öyle garip...   
Nerede olursan ol,    
İçerde, dışarda, derste, sırada,    
Yürü üstüne - üstüne,    
Tükür yüzüne celladın,    
Fırsatçının, fesatçının, hayının...    
Dayan kitap ile    
Dayan iş ile.    
Tırnak ile, diş ile,    
Umut ile, sevda ile, düş ile    
Dayan rüsva etme beni.     

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,    
Namuslu, genç ellerinle.    
Kızlarım,    
Oğullarım var gelecekte,    
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.    
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,    
Gözlerinden,    
Gözlerinden öperim,    
Bir umudum sende,    
Anlıyor musun ?

Ahmed ARİF

4 Mayıs 2010 Salı

Gidiş

Share

Senin gözlerin benim gerçeğim
(sendeki telaşa onlarla inandım)
bakmıyor bana,benden uzakta

Aramızdaki mesafede gerilen
bir teli inletiyorum seninle
sesi ben duyuyorum tek,
birşey duyduğu yok kimsenin
benden başka.

Bir hülyanın hatırasında
kasıp kavuruyorum kendimi
diyorlar ki, hayat yalandır,
aşk da.
Nasıl inanırım,o;
olmak istemiş de olmamış
bir yarım nefes gibi şuramda.

Sana dokunamayacak kadar
ürkek kalmış olduğum bu mesafeden
dön/erken sen
önce ayaklarının gerçekliğine inandır beni,

İnanmak istesem de
senin gidişin yalandır bende.

Birhan Keskin

Sis

Share

Özenle boyadım ipliğini sevginin,
Gidip de bulamamanın incinmiş rengine.
Sisi gümüş bir rüzgarla tepelerden eğirdim,
Dokudum yalnızlığın bu serin kumaşını,
Sesime ayrılıklardan bir gömlek diktim.
Ölümü tastamam ezberledim de geldim,
Dilimde bu buruk türkü tadıyla
Bilmem ki buradan nereye giderim.

Sonunda kendime bir top yangın edindim,
Soluğumla besledim dudağımın ucunda.
Ömrümün külüydü savrulan hep ardımda,
Örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri
Yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla.
Koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla,
Adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya.

Metin Altıok