BLOGGER TEMPLATES - TWITTER BACKGROUNDS »

4 Kasım 2015 Çarşamba

Güz

Share

Gülten Akın'ın Anısına...

"Güz geldi. Gözlerim karmakarışık. Körüm ben 
Güz geldi. Bunu saçlarımın döküldüğünden. 
derler ki yaylada doğmuşum, denizin ardında 
iniştir, yokuştur, geçer dizlerimden." 

Gazel düştü Derelere ay Yarim 
Kavga bitti. silahını duvara as 
başladı Ocağın krallığı, Ormana git 
baltanı al köşeden, Çocuklarımızı öp. 

"Uçurtma salıvermiş göğe aşağıdakiler, havasıdır." 
Çocuklar aşağıdakileri okuyor. ben körüm 
ne güzel kokuyor Gazeteleri Kitapları 
insem bir koklasam kendileri nasıl" 

ben burda bağlıyımay Yarim 
Körüm ve yaşlıyım otuz yaşında 
Çocukları al, in aşağıya 
dileğimdir, onlar görsünler 

"Güz geldi, açıksın Yarim Yarim 
ben neyse. ben körüm. Dereden öteyi bilmedim 
ama bilirim bir koca yaz çabaladığımız 
Patatesin sana bir parça şayak etmediğini" 

Sor bakalım, adam diye Kaydımız var mı? 
ben körüm, biz eski, Çocukları yazdır 
Patatesi alıcıya götür ver yirmi beşe 
eşeğine bin türkü söyle dönüşte 

dünyalık şeylere dünyanın parası gerek 
Oysa topraktan çıkardın yirmi beş liracık 
Kefenimizi al. sabunu lifini unutma 
bir cennet ayırt Hoca parasıyla birlikte 

"Bu güz öleceğim. bütün işlerimi bitirdim 
Derede yıkandım, cevize tırmandım. kuş ürküttüm 
Kaçırdılar on iki Çocuk doğurdum. bekledim gözlerim 
Oğlan everdim. kız yetirdim. otuzuma vardım" 

"Ağlama kız, deme incirim Yar Yar 
ben ağlamam dağlar taşlar ağlasın 
Körüm, çelimsizim, göğnüğüm, hastayım. 
sebebolanları nerde bulayım 
adamdan içerli kuşlar ağlasın

26 Haziran 2015 Cuma

Bir Kardeş Mavi

Share

canı cehenneme rahat uyuyanın
kapısını örtenin perdesini çekenin
yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
duvarları ancak çarpınca görenin
canı cehenneme başkasının yangınıyla
evini ısıtıp yemeğini pişirenin.

bahçesine dek gelen alevleri
şehrayin sanan aptalın
canı cehenneme,camlarında
parçalanmış cesetler uçarken
bir iğdiş incelikle çiçekleri sulayanın.
mutfakla yatak odası arasında
çarşılarla gövdesi bencillik hırsı
yılgınlıkla yenilgisi arasında
dünyayı tüketenin canı cehenneme.

orda dağlar bir mezarlık
bulutlar kan salkımı sular toprakta düğüm
orda evler oda oda kanarken
burda yeşerenin canı cehenneme.

ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin
ey zulümle yükselen başarı
ölü sayısına endeksli maaş;

uzun masallar ardında mağrur
boynunda ölüm çanıyla oturan güç
senin de senin de canın cehenneme
ey sultan hamit tuğralı korucu alayları
kardeşi kardeşe kırdıran siyaset. . .

bir gün elbet bir gün elbet
örter üstünü bu ağır yanlışın
sevgiyle, yalnızca sevgiyle işlenen
bir dal incelik,bir simli gülüş
bir kardeş mavi.


Şükrü Erbaş

1 Ocak 2015 Perşembe

O GÜNLER

Share

o günler geçip gitti
o güzel günler
o dopdolu, esenlik içindeki günler
o pul pul ışıldayan gökyüzü
o kiraz dolu dallar
yemyeşil sarmaşıklarla kaplı birbirine yaslanmış o evler
oyunbaz uçurtmaların süzüldüğü o çatılar
akasya kokularından başı dönen o sokaklar

o günler geçip gitti
o günler, kirpiklerimin arasından
şarkılarım, hava kabarcıkları gibi kaynayıp coşardı
gözlerim, taze sütü içer gibi içerdi
bakışlarımın değdiği her şeyi
sanki gözbebeklerimde
her sabah ihtiyar güneşle
arayışın keşfedilmemiş çölüne koşan
her gece karanlığın ormanına dalan
mutluluğun huzursuz tavşanı vardı

o günler geçip gitti
o sükut içindeki karlı günler
sımsıcak odada, pencereden
dışarıyı seyre dalardım, başım dönerek
saf, beyaz kar tanelerim
tüy gibi yumuşak
usulca yağardı
köhne ahşap merdivene
aşınmış çamaşır ipine
kocamış çamların saçlarına
ve ben yarını düşünürdüm, ah!
yarın ...

kaygan, beyaz boşluk
büyükannemin çarşafının hışırtılarıyla başlardı
ve onun kapı aralığında beliren titrek gölgesiyle
-ki ansızın ışığın soğuk dünyasına bırakırdı kendinivitraylardaki
güvercin suretlerinin ürkek kanat
başlardı
yarın ...

çırpışlarında
uyku, mangalla ısınan yatakta gözlerime yürürdü
ben çarçabuk ve korkusuzca
annemin bakışlarından uzakta
eski ödevlerimden hatalarımı gösteren çizgileri silerdim
kar yağışı dindiğinde
bahçede dolaşmaya çıkardım hüzünle
yaseminleri kurumuş saksıların dibine
ölü serçelerimi gömerdim

o günler geçip gitti
o esrik, şaşırtan
uykuyla uyanıklık arasında geçen günler
o günler, her gölge bir giz taşırdı
ağzı kapalı her kutu bir hazine saklardı
sandık odasının her köşesi öğlen sessizliğinde
başka bir dünya oluverirdi sanki
kimse karanlıktan korkmazdı
gözlerimde bir kahraman belirirdi

o günler geçip gitti
o bayram günleri
o güneş ve çiçek bekleyişleri
kışın son sabahında şehre çıkagelen
suskun ve mahcup kır nergislerinin
burcu burcu kokuları. ..
yeşil gölgelerin uzayıp giden caddesinde
seyyar satıcıların sesleri
çarşının baş döndüren kokuları içinde yüzerdi
keskin kahve ve balık kokuları içinde
çarşı, ayaklar altında genişler, uzar,
yolun her anına karışırdı
ve dönüp dururdu oyuncak bebeklerin gözlerinde

anneydi çarşı
akışkan, renkli oylumlara hızla akan
hediye paketleri ve dolu filelerle geri dönen
çarşı yağmurdu, yağan, yağan, yağan ...

o günler geçip gitti
o bedenin gizleri içinde kaybolunan günler
mavi damarların güzelliğiyle
çekingen tanışma günleri

bir el, bir dal çiçekle
duvarın ardından uzanırdı
öteki ele
ve küçük mürekkep lekeleri
bu kıvranan, ürkek, kaygılı elin üzerinde
ve aşk
utangaç bir selamla kendini anlatırdı
sıcak, dumanlı öğle saatlerinde
biz sokağın tozunda aşkımızı okurduk
biz, güneğiklerin saf diline
aşinaydık
kalplerimizi masum sevgiler bahçesine götürür
ağaçlara ödünç verirdik
ve top
buse sözleriyle dolaşırdı
elden ele
ve aşktı, o tanımlanamaz duygu
holün karanlığında bizi ansızın kuşatan
yakıcı nefeslerin, hızlı kalp atışlarının, kaçak gülüşlerin
arasından
bizi kendine çekip sürükleyen

o günler geçip gitti
o günler, güneşte kuruyan otlar gibi
kuruyup soldular güneşin altında
ve yitip gittiler akasya kokularından başı dönen sokaklar

dönüşü olmayan yolların hay huyunda
kayboldular
ve yanaklarını
sardunya yapraklarıyla al al eden o kız ah!
şimdi yalnız bir kadın
şimdi yalnız bir kadın

Furuğ Ferruhzad